Serra Tansel’in Gökyüzleri

İstanbul’da gökyüzü ortak bir çatı gibi görünür. Herkesin payı var sanırsınız. Oysa bu şehirde, hatta bu çağda, göğün adil bir şey olmadığı fikri giderek daha gerçek. Bazıları göğe bakınca kaçış görür, bazıları emir, bazıları da düşüş. Serra Tansel’in Pilot Galeri’deki “Gökyüzleri” sergisi tam bu kırılgan eşikte duruyor. Göğe romantik bir sığınak muamelesi yapmadan, onu bir tanıklık yüzeyi gibi ele alıyor. Bir yüzeyi sevmekle, onu ciddiye almak arasındaki farkı hatırlatan bir tavır bu.

Serra Tansel Görsel Pilot Galeri izniyle

Tansel’in gökyüzüyle ilişkisinin kişisel bir başlangıcı var. 1999 depreminde Büyükada’da, elektriksiz bir gecede yıldızları görmenin hem büyü hem de ölüm fikrini aynı anda taşıdığı o ilk şok. Sonra yıllar geçiyor, bir vedanın içinde başka bir cümle beliriyor: “Yıldızları görüyorum, onlara tutunuyorum.” Bu kez gök, uğurlamanın dili oluyor. Ardından bir doğum. Oğlu Cem’in ensesindeki leylek ısırığı lekesi, göğün bir “karşılama” sahnesi olabileceğini fısıldıyor. Sergi, bu üç anın arasındaki görünmez ipi çekiyor: kayıp, tutunma, başlangıç.

Ama Tansel göğü yalnızca iç dünyanın sahnesi olarak bırakmıyor. Göğün başka bir yüzü var, diyor. Mitolojilerin evi olan o geniş alan, modern zamanlarda bir ticaret ve muharebe meydanına da dönüşebiliyor. Haritaların cetvelle çizilmiş sınırları, sömürgeciliğin yukarıdan bakan soğuk dili, savaşın gökte bıraktığı iz. Bazen göğe bakmak bile lüks, hatta tehlike. Bu sergide gök, hem dua hem de uçangöz; hem masal hem de kayıt.

Bu ikiliği serginin merkezine taşıyan şey, Tansel’in dilindeki tuhaf bir netlik. Göğün rengi bile bir duygudan çok bir kod olarak karşımıza çıkabiliyor. Polis bariyerlerinin mavi tonlarını, isimleriyle değil numaralarıyla çağırıyor: RAL 5002, RAL 5015. Bu tercih basit bir teknik ayrıntı değil. “Gökyüzü mavisi” dediğinizde çağrışımlar devreye girer. Bir anda şiir başlar. Oysa bir kod söylediğinizde, şiirin yerini sistem alır. Renk, endüstrinin sözlüğüne geçer. Tansel’in hamlesi burada inceliyor: Şehrin bariyerlerle kurduğu soğuk dili alıp, onu tersine çeviriyor. Engeli ufka dönüştürmeyi deniyor.

‘’Where should the birds fly after the last sky?”, 2025 / ‘’Son Gökyüzünden Sonra Nereye Uçmalı Kuşlar?”, 2025

Oil paint on cardboard, cardboard boxes, wooden beams / Karton üzerine yağlı boya, karton kutular, tahta çubuklar

Serginin kalbinde duran büyük yerleştirme, ismini Mahmud Derviş’ten ödünç alıyor: “Son Gökyüzünden Sonra Nereye Uçmalı Kuşlar?” İlk bakışta bir yığın karton koli görürsünüz. Üzerlerinde kuş siluetleri, içlerinden fırlayan sopalar ve sopaların ucunda renkli kuş figürleri. Koli, modern hayatın en sıradan kabuğu; gündelik tüketimin, taşınmanın, “buradan oraya”nın düzgün köşeli simgesi. Tansel’in kolilerinde ise kuşlar “barış”ın yumuşak işaretleri olarak değil, coğrafyanın kendisine tutunmuş, yarı endemik, sınırlarla kavga eden canlılar olarak beliriyor.

Sanatçının Londra’daki Filistin Dayanışma Yürüyüşü’nde gördüğü kartondan kesilmiş bir güvercin pankartı, bu yerleştirmenin kıvılcımı. Serra, adaletin olmadığı yerde barışın süs niyetine kullanılmasına karşı çıkıyor. Bu yüzden kolilerinden çıkan kuşlar, ekolojik sınırları hatırlatırken politik sınırların o coğrafyayla çatışmasını görünür kılıyor. Yerleştirme bir yandan da “özgürlük” kelimesinin bugün nerede inceldiğini gösteriyor. Koliler gümrüklerden geçer, nesneler akışkandır; ama insanların büyük bir kısmı kamp, hapishane ya da abluka altında hareketsizliğe mahkûm edilir. Tam da bu çelişki, serginin gökyüzünü yere bağlayan damarlarından biri.

The Donkey Flight Project/ Eşek Uçuşları Projesi, 2025

UV prints on aluminium sheets bent as origami planes / Origami uçaklar şeklinde bükülmüş alüminyum levhalar üzerine UV baskı

Serginin daha sessiz ama daha sarsıcı tarafı ise Tansel’in bakışı nereye sabitlediğinde ortaya çıkıyor. Bazı görüntülerde, dünyanın üstündeki tüm gürültüyü, tüm olayları, tüm “haber” yükünü alıp geride yalnızca göğü bırakıyor. Bu bir estetik şıklık arayışı değil; bir tür ahlaki kadraj. Göğü, bizi birbirimize bağlayan bir iletken gibi düşünmeyi öneriyor. Aynı havayı soluyoruz, aynı göğün altındayız cümlesinin romantik bir teselli değil, çıplak bir gerçek oluşunu hatırlatıyor. Bir de şu var: Bugün fotoğraflar hızla tüketiliyor. Kaydırıyoruz, geçiyoruz, unutuyoruz. Tansel’in yaptığı, o akışa küçük bir fren koymak. “Bak,” diyor, “burada kalan şey gök.” Ve göğün kaldığı yerde, insanın kayboluşu daha duyulur hale geliyor.

Gökyüzleri, yalnızca göğe bakmayı değil, bakışın kendisini de sorguluyor. Kuş bakışı denen şeyin masumiyeti var mı? Yukarıdan görmek her zaman “daha geniş” bir perspektif mi, yoksa daha kolay bir hüküm mü? Tansel, göğü hem tanrıların evi hem de iktidarın ekranı gibi düşünürken, izleyiciyi de kendi bakışının etik yüküyle baş başa bırakıyor. Bir sergide nadiren bu kadar net hissedilen bir şey var: Bakmak, tarafsız bir eylem değil.

Sky Starts Under Your Feet / Gökyüzü Ayaklarının Altında Başlar, 2025

Oil paint on gypsum / Alçı üzeri yağlı boya 37,3 x 37,3 cm Unique

Yine de serginin tonu karanlığa teslim olmuyor. Tansel’in annelikle açılan hattı, göğe başka bir yakınlık getiriyor. “Gökyüzü ayaklarının altında başlar” cümlesi, bir nasihat gibi durduğu kadar bir yöntem önerisi de. Ufuk artık uzakta bir çizgi değil, üzerinde yürüdüğümüz bir zemin. Bir bebeğin ayaklarını toprağa değdirme meselesi, bir anda geleceği “bedensel” bir şeye dönüştürüyor. Gelecek, büyük ideallerin değil, basmanın, denge kurmanın, düşüp kalkmanın alanı. Göğü böyle düşününce, kaçış olmaktan çıkıyor. Daha çok, birlikte yaşamanın sert sorularına açılan bir açıklık oluyor.

Serginin duyusal katmanı da bu açıklığı büyütüyor. Kokunun hafızayı nasıl delip geçtiğini biliriz. Portakal kabuğunun çağırdığı bir ev fikri, bir çocukluk mutfağı, bir bahçe, bir uzak coğrafya. Koku, göğün soyutluğunu yeryüzüne bağlayan en hızlı köprülerden biri. Tansel bu köprüyü kurarken, izleyiciyi büyük laflarla ikna etmeye çalışmıyor. Daha etkili bir şey yapıyor: Hatırlatıyor.

Pilot Galeri’nin karanlık merdivenleri geride kalıp Sıraselviler Caddesi açıldığında, insan bir anda şunu düşünüyor, göğe bakmak unutmaktan çok hatırlamak için var. Serra'nın göğü bir perde değil, bir kayıt. Bir teselli değil, bir sorumluluk. İstanbul’un bariyerleri arasından sızan mavi, bir anda başka bir ihtimali fısıldıyor: Belki de ufuk, uzak bir yer değil. Belki de ufuk, temasın yeniden başladığı yer.

Serra Tansel’in “Gökyüzleri” sergisi, 18 Aralık 2025 ile 17 Ocak 2026 tarihleri arasında Pilot Galeri’de.

* Sesli kayıt, metni otomatik olarak okuyan dijital bir ses teknolojisi ile üretilmiştir; vurgularda ve telaffuzda hatalar bulunabilir.
Önceki
Önceki

İKSV Neden Kamusal Olamıyor?

Sonraki
Sonraki

İstanbul’un Dili, Güneşin Hafızası