Golden Family ile Sahne ve Çerçeve

Pi Artworks İstanbul bu günlerde arşivle sahnenin yer değiştirdiği bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Bir boks ringi düşünün. Işıkların altında tek bir figür var, ama kavga eksik. Rakip yok, hakem yok. Seyirci var, hatta belki her zamankinden daha çok var. Yine de sahnede kalan kişi, galibiyeti başkasından değil, kendinden söküp almaya çalışıyor. Golden Family, Matt Golden ile Natsue Golden’ın ortak pratiği: aileyi bir biyografi olarak değil, bir yöntem olarak ele alıyor.

Tüm görseller Golden Family’nin izniyle.

“Golden Family” kulağa bir soyadı gibi geliyor: güven veren, sıradan, neredeyse anonim. Oysa ikilinin anlattığı hikâye, bu “aile” kelimesini bir biyografi ayrıntısı olmaktan çıkarıp bir çalışma yöntemi hâline getiriyor. Birlikte çocuk büyütmek, birlikte iş yürütmek, birlikte üretmek, birlikte müzik yapmak. Her şeyin tek bir vizyonda toplanması, romantik bir jestten çok pratik bir icat. “Bir kişi dışarıda kalmasın, bir kişi yükün altında ezilmesin” diye kurulmuş bir ortaklık. Serginin başındaki iki el fotoğrafı da bunu açık ediyor: sol el Matt’in, sağ el Natsue’nin. Aynı parçanın müziği, hemen yan tarafta gösterilen “Ask Forgiveness”, yani “Af Dile” videosuna da sızıyor. Fikirler evin içinde dolaşan koku gibi, bir odadan ötekine siniyor.

Bu sergide çerçeve bir aksesuar değil, bir cümle. Golden Family, fotoğrafı yalnızca bir imge olarak değil, bir nesne olarak düşündüklerini söylüyor. O yüzden ona eklenen her şey, kendi ağırlığını taşımak zorunda. Yeni çerçevelerin, görüntünün “yaşanmış dünya”yla bağını kopardığını fark ettiklerinde, çerçeveyi bizzat hikâyenin parçasına çevirmişler. Çerçeve birden aile albümü olasılığını da çağırıyor ve ring, kuşaktan kuşağa devredilen bir huzursuzluğa benzemeye başlıyor. “Maverick”te ise çerçeveler artık bir şeyin etrafı değil, bizzat şeyin kendisi: iğneyle, bantla, vidalarla tutturulmuş kırılgan sandalye iskeletleri. Oturulmamış, ama oturulmuş gibi duran hayalet portreler.

Sergi görünümü Pi Artworks İstanbul.

Boks imgesi, onların elinde spor fotoğrafının arşivsel romantizmine yaslanmıyor. Daha çok tiyatroya yaslanıyor. “Sahne, ışık, kahramanlar, izleyiciler” diyorlar; sonra da en acımasız hamleyi yapıyorlar: baskın rakibi ve hakemi dijital olarak çekip alıyorlar. Geriye kalan figür, kamusal bakışın altında kendi içine kapanmış bir mücadeleye dönüyor. Bu, kaba bir psikoloji dersi gibi değil; daha çok gündelik hayatın çıplak bir özeti gibi çalışıyor. Herkesin bazen yaptığı o şey: düştüğü yerden kalkmaya çalışmak.

Tüm görseller Golden Family’nin izniyle.

İstanbul sergisi, ikilinin tabiriyle “fiziksel olarak hafif, neredeyse göçebe” kurgulanmış. Hafifliğin burada anlamı, az eşya değil; eşyanın kolay yer değiştirebilmesi. Arşivlik spor fotoğrafları, çerçeveden sandalye heykelleri, video montajı, Juan Carlode’un kroniklerini taşıyan dergi sayfaları, beton kaplumbağalar, Samuel Fisher’la birlikte ürettikleri ve sözlerin bir halk davulunun derisine yakılarak işlendiği iş ve Malezya’daki bir konaklamadan kalan o tuhaf görüntü: örgü bir kuş kafesi ve içine “yakalanmış” gibi görünen tek bir bulut. Serginin adı da, bu fotoğrafın adı da aynı. Başlık, bir etiket olmaktan çok bir sahne yönergesi gibi duruyor: yıldızların hareketi, kaplumbağanın yavaşlığı, modanın dergi kâğıdındaki hafifliği ve bir sandalyeye yerleşmenin ağır kararı aynı mekâna çağrılıyor.

Tüm görseller Golden Family’nin izniyle.

Kaplumbağalar ise serginin en iyi eleştirmeni olarak sahaya çıkıyor. “İşin eleştirmeni, sonra insanlığın eleştirmeni” diye tarif ediyorlar; boynu uzamış, sanki bir şey söyleyecekmiş gibi duran, biraz da kurnaz bir tebessümle etrafı süzen iki beton beden. Boksörlerin yanında durduklarında, bir dövüşü izlemek için bilet alan türümüzle hafifçe alay ediyor gibiler. Bu alay, kibirli değil. Daha çok, “bunca zamandır buradayım” diyen bir türün sakin özgüveni.

Tüm görseller Golden Family’nin izniyle.

Pi Artworks, sergiyi iki damar üzerinden okuyor: göç ve aidiyet, hareket ve ev. İkilinin Londra’dan İngiliz kırsalına taşınmasının bu işleri tetiklediği açıkça söyleniyor. Bir yanda “Constellations”ta havada asılı yakalanmış atletler ve onlara eşlik eden yıldız dizilimleri; insan sıçrayışının, evrenin yavaş hareketiyle yan yana getirilmesi. Öte yanda “Roosters”ın her sabah yeniden başlama cesareti. Daha içe dönük çizgide “Serendipity” ve “Maverick” gibi işler, yerleşmenin getirdiği o küçük tesadüfleri ve ruh hâllerini taşıyor. “The Tortoise Trainer”ın, Osman Hamdi Bey’in aynı adlı tablosuna gönderme yaparak yerleşik hayatın sabırlı dönüşümüne göz kırptığını da not düşüyorlar.

Bu noktada, Golden Family’nin kendine önerdiği büyük çerçeve devreye giriyor: bütün pratiği “yarı otobiyografik bir roman” gibi düşünmek. Hayat olayları, iş ve yas ve çocuk ve yolculuk, her biri bir bölüm gibi. Juan Carlode denen kurgusal gezgin müzisyen de, romanın tekrar tekrar geri dönen karakteri. 2008’de Bremen’de bir dükkân galerisini geçici bir gece kulübüne çevirip bu isimle sahne almaları, sonra dünyanın farklı yerlerinde bu persona etrafında gerçek yaşantılarla kurguyu birbirine karıştırmaları, en sonunda da fotoğrafların önde gelen bir moda dergisinde tefrika edilmesi. İstanbul’da duvara gelen sayfalar, tam da bu “hayat ile kurmaca” arasındaki kaygan zemini ifşa ediyor: bir yandan yırtılmış bir dergi sayfası kadar hafif, öte yandan kimlik ve yer değiştirme kadar ağır.

Tüm görseller Golden Family’nin izniyle.

İstanbul'un bu sergiye kattığı şey, yalnızca fon değil. Golden Family, bazı işlerin İstanbul tarafından “çerçeveleneceğini” söylüyor. Kaplumbağalar, ister istemez Pera Müzesi’ndeki Osman Hamdi Bey’e bağlanıyor. “Ask Forgiveness” ise, eski kayakla atlama fotoğraflarını bir video montajında birleştirip bir atlayışı imkânsız bir süre havada tutarken, İstanbul’un en meşhur uçuş hikâyesini akla çağırmaya aday: Galata Kulesi’nden kanatlarla atladığı anlatılan Hezârfen Ahmed Çelebi. Burada tarihsel doğruluk, eserin meselesi değil; bir şehrin hayal gücünün, serginin hayal gücüyle konuşabilmesi.

Serginin sonunda ise aklımızda kalan o soru: “Wonderer” kim? Bulut mu, onu kafesleyen bakış mı, yoksa eve dönerken hâlâ yolda olmayı sürdüren biz mi? Golden Family, bu soruyu çözüp teslim etmiyor; aksine, soruyu sergi mekânında dolaştırıyor. Yani izleyiciye bir sonuç değil, bir ritim veriyor: sıçrama, asılı kalma, iniş. Çerçeve, sandalye, kafes, davul derisi. Bir evin eşyaları gibi, ama bir evin içinde kapanıp kalmayan türden.

* Sesli kayıt, metni otomatik olarak okuyan dijital bir ses teknolojisi ile üretilmiştir; vurgularda ve telaffuzda hatalar bulunabilir.
Önceki
Önceki

Louvre Soygunu Sonrası Bizdeki Sessiz Kayıplar

Sonraki
Sonraki

Sanat Fiyatlarına Neden Güvenilmiyor?