Çiğdem Aky ile Santosha

Çiğdem Aky’nin “Santosha”sı, duvara asılmış bir manzara olmaktan çok, manzaranın kendisi gibi davranıyor. Havanın birden yumuşaması, ışığın pamuklanması, gözün aceleciliğinin bir anlığına boşa düşmesi gibi. Bu sergide olan biten, biçimin sınırlarını zorlayıp resmi güvenli hedeflerden kurtarmak değil sadece. Kontrol fikrini de elden çıkarıp onu resmin insafına bırakmak. Kulağa huzurlu gelebilecek bu jest, Dirimart Pera’daki işlerin önünde hızla başka bir şeye dönüşüyor: slogan gibi duran bir iyimserlik değil, somut bir gerilim. Nazik, ama inatçı.

Sanatçı portresi: Çiğdem Aky. Fotoğraf Dirimart'ın izniyle.

“Santosha”nın kelime anlamı Sanskritçede “yetinme” ve “memnuniyet.” Yani günümüz kültür endüstrisinin en sevdiği kelimelerle yan yana gelme riski var: yavaşlama, dinginlik, içsel denge. Bunlar artık neredeyse paketli ürün gibi dolaşıyor; iyi hissetme marketinin raflarında, üzerinde pastel etiketlerle. Aky’nin işleri bu raf estetiğine yaklaşmıyor. Çünkü sanatçı, bu “yetinme”yi pasif bir kabulleniş değil, “esneklik hâli” diye tanımlıyor. Bir başka yerde de bunu, çağın bitmeyen performans talebine karşı “sessiz bir hatırlatma” olarak kuruyor. Sessizlik kelimesi burada süs değil. Resimler, gerçekten sessiz. Fakat o sessizlik, iyi huylu bir susma değil; daha çok gürültünün ortasında birinin elini kaldırıp “bir saniye” demesi gibi.

Çiğdem Aky, Santosha VI, 2025, tuval üzerine yağlıboya. Dirimart'ın izniyle.

Tuvallerin önünde, resmin temel hareketleri hemen yakalanıyor: Kenarlardan içeri doğru kabaran, kıvrılan, katlanan fırça izleri var. Bu izler bulut gibi duruyor ama meteorolojik bir bulut değil; daha çok zihinsel. Üstelik bulut romantizmi de yok. “Gökyüzü açılıyor” duygusundan ziyade, “göz açılmayı öğreniyor” duygusu var. Ortada çoğu işte bir açıklık hissediliyor; bir koridor, bir nefes aralığı, bir açıklık. Bu açıklık bazen sıcak bir ışık gibi, bazen soğuk bir serinlik gibi davranıyor. Resimlerin düşük kontrastlı dili tam da bu yüzden etkili. Kontrastın düşmesi, dramatik etkinin azalması anlamına gelmiyor; tam tersine, gözün alıştığı dramatik kısayollar iptal oluyor. Bakış, kendi hızını fark etmeye başlıyor.

Bu sergide “kontrol” meselesi anahtar. Sanatçı bunun nerede başladığını açıkça söylüyor: “Benim için kontrol, ‘iyi resim’ fikrinde başlıyor.” Bu, serginin en dürüst cümlesi. Çünkü “iyi resim” fikri, resim yapan herkesin kafasında bir gölge gibi dolaşır; hem koruyucudur hem korkutucu. Aky de bunu böyle tarif ediyor: sınırların “hem koruyucu hem de kısıtlayıcı” olabildiğini fark ettiğini, bu yüzden “yer yer kontrol kaybına izin vermek” gerektiğini anlatıyor. Kontrol kaybı burada “dağılmak” değil. Daha çok, resmin kendi kararlarına kulak vermek. Hatta resmin, sanatçıya bazen itiraz etmesine izin vermek.

Santosha sergisinden görünüm. Fotoğraf:Nazlı Erdemirel. Dirimart'ın izniyle.

Bu itirazın adı çoğu zaman renk. Renk burada yalnızca kompozisyonu taşıyan bir unsur değil; bağımsız bir enerji gibi, resmin kararlarını yerinden oynatıyor. Aky’nin cevabı bu yüzden beklenmedik biçimde samimi: “Renklerle kurduğum ilişki, benim için güçlü ve canlı bir arkadaşlık gibi.” Arkadaşlık benzetmesi resim yazısında riskli bir kelime olabilir; fazla sevimli durabilir. Ama burada işe yarıyor, çünkü devamında renklerin bazen “karşı geldiğini” ve bunu bir çatışmadan çok “birlikte hareket etmeyi öğrenme hâli” diye tarif ediyor. Renk, bu kadar katmanlı sürüldüğünde, her mekânda aynı kalmaz. Işık değişir, gün değişir, senin ruh hâlin değişir. Renkler de davranış değiştirir. Aky bu değişimi bir kusur değil, resmin özgürlüğü olarak görüyor.

Bir de yapı var. Aky’nin resimleri uzun süredir geometrik bir omurga ile kendiliğinden gelişen fırça hareketleri arasında gidip geliyor. Geometri burada disiplinin sopası gibi değil, bir tutunma noktası gibi duruyor. Üstüne binen fırça hareketleri ise o tutunmayı sabote etmiyor; ona canlılık kazandırıyor. Çiğdem bu ilişki için daha iyi bir kelime buluyor: “dans.” Dans fikrini seviyorum, çünkü burada iki öğe birbirini yenmiyor. Biri sınır koyuyor, diğeri o sınırı esnetiyor. Bu, modern hayatın küçük bir alegorisi gibi de okunabilir; sanatçının şehir ve doğa benzetmesi boşuna değil. Ama resimler bu alegoriyi bir slogana çevirmiyor; sadece ritim kuruyor. Sert bir hat gibi başlayıp, yumuşak bir kıvrıma dönüşen bir ritim.

Çiğdem Aky, Santosha VI, 2025, tuval üzerine yağlıboya. Dirimart'ın izniyle.

İşler izleyiciye açıklayıcı bir anlatı sunmuyor; daha çok, seni kendi iç sessizliğinin içine geri çağırıyor. Aky’nin cümlesi burada hem net, hem de güzel biçimde iddiasız: “Bu işler hızlı bakılmak için değil. Aksine, zaman ayırmayı ve durmayı talep ediyorlar.” Bu talep, günümüz sergi deneyiminde neredeyse radikal. Çünkü çoğu sergi, iyi niyetle bile olsa, izleyiciyi bir tür hız parkuruna sokuyor: etiket oku, foto çek, bir sonraki işe geç. Aky’nin işleri bunu nazikçe reddediyor. “Resmim bir anlatı sunmaktan çok, bir deneyim alanı açıyor” diyor. “Deneyim alanı” lafı bazen boş bir kurumsal kapsül gibi durur. Burada durmuyor. Çünkü resmin içinde kalmaya başladığında, görüntü bir “mesaj” olmaktan çıkıp bir “durum”a dönüşüyor.

Sergiden aklımda kalan ise memnuniyetin parıltısı değil, memnuniyetin ağırlığıydı. Memnun olmak bazen dünyanın gürültüsüne göz yummak gibi anlaşılır. Aky’nin “Santosha”sı ise göz yummuyor; gözünü açık tutmayı, ama gözün saldırganlığını geri çekmeyi öneriyor. Belki de bu yüzden serginin en güçlü yanı dinginlik iddiası değil. Dinginliğin zahmeti. Ve o zahmetin içinde, resmin sana sunduğu küçük ama gerçek bir teklif: Resmi tüketme. Onunla zaman geçir.

Çiğdem Aky’nin “Santosha” sergisi, 8 Ocak–22 Şubat 2026 tarihleri arasında Dirimart Pera’da.

* Sesli kayıt, metni otomatik olarak okuyan dijital bir ses teknolojisi ile üretilmiştir; vurgularda ve telaffuzda hatalar bulunabilir.
Önceki
Önceki

PPSD Weeks Istanbul Dört Kat, Dört Dil, Tek Bir Şehir Nabzı

Sonraki
Sonraki

Kitaplar Konuşurken, İkil ve Çoğul.